Bilindiği üzere
önceki yazıda Semih Gümüş yönetimindeki Notos Edebiyat Atölyesini incelemiştik.
Bu yazıda da Murat Gülsoy’un BÜMED’de (Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği) yürüttüğü
atölye çalışmalarından bahsedeceğiz. Sonrasında da bu iki atölyenin bir
karşılaştırmasını yapıp her ikisinin de avantaj ve dezavantajlarına değineceğiz.
Önceki yazıda
yaptığımız üzere önce atölyeyi yürüten kişiyi tanıyalım. Murat Gülsoy Sait Faik
Hikâye Armağanı ve Yunus Nadi Roman Ödülü kazanmış bir yazar. Kendisinin ayrıca
“Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık” adında, yaratıcı yazma üzerine hazırladığı bir
kitabı da mevcut. Sölemeliyim ki, bu kitap ve 602. Gece adlı kitabı yazmak ve
yazar gözüyle okumak üstüne kafa yoranların okumaları gereken kitaplar.

Yaratıcı Yazarlık
Kursu, on hafta sürüyor. Bu kursa katılmış olanlar, dilerlerse Yaratıcı
Yazarlık Atölyesine devam edebiliyorlar. Atölyede asıl olan katılımcıların üzerinde
çalıştıkları öykülerin veya roman taslaklarının değerlendirilmesi. Ancak
atölyede de tıpkı kursta olduğu gibi yaratıcılığı tetikleyecek birtakım ödevler
de verilebiliyor. Atölye de tıpkı kurs gibi on hafta sürüyor. Buradaki kurs ve
atölye ayrımının mantığı herhangi bir sanat atölyesi/kursu mantığıyla aynı olsa
gerek. Resim tekniklerini öğrenmek isteyen kişi önce bunun için bir kursa
gider. Sonrasında resimle ilgili çalışmalarını değerlendirmek ve geliştirmek
için bir ressamın, ustanın atölyesine
gitmek söz konusu olur ve bu atölyede sürekli bir üretim olur. Gülsoy’un kurs
ve atölyesi de aynı bu biçimde işliyor. Onar hafta süren kursun da atölyenin de
bedelleri 950 TL. Boğaziçi mezunu olup BÜMED üyesi olanlar için ücret ise 750
TL.
Gülsoy’un
yürüttüğü kurs ve atölye hakkında şuradaki adresten daha ayrıntılı bilgi
alınabilir.
Gelelim Semih
Gümüş ve Murat Gülsoy’un atölyelerinin karşılaştırılmasına. Önceki yazıda
söylediğim gibi, Semih Gümüş’ün bir kurmaca yazarı değil de bir eleştirmen
olması atölyesinin avantaj ve dezavantajlarının kaynağı. Gümüş, atölyesinde her
ne kadar bazı ödevler verse de bunlar Gülsoy’undakiler gibi atölyenin belkemiğini
oluşturmuyor. Dolayısıyla ne yazacağını henüz bilmeyen yazar adaylarına
tetikleyici yollar göstermekten uzak kalıyor. Semih Gümüş’ün atölyesinde başka
yazarlarının metinlerinin çözümlenmesi ve edebiyata dair temel unsurların
katılımcılara aktarılması daha baskın gibi. Serbest çalışma saatlerinde
katılımcıların yazdıkları metinler baştan sona irdelenip eleştiriliyor, ancak
yaratıcılığı tetikleyici olan ve yazarın birtakım adı konmamış tekniklerin
bilincine varmasını sağlayan ödevlerin bir iki örnek dışında olmayışı önemli
bir eksiklik. Gümüş’ün atölyesinin ikinci kurunun da iki hafta dışında
katılımcıların metinlerinin incelenmesine yer vermeyip tamamen edebiyatla
ilgili birtakım konuların konuşulmasına dayanması da bunu gösteriyor. Bu açıdan
Gümüş’ün atölyesinin ikinci kuru atölye adından ziyade kurs veya ders adını hak
ediyor. Açıkçası Notos’un ikinci kurunu gereksiz bulduğumu söylemeliyim.
Öte yandan Semih
Gümüş’ün, Murat Gülsoy’a nazaran, katılımcıların metinlerine belli konularda
daha belirgin eleştiriler getirdiği de söylenebilir. Burada da kuşkusuz Gümüş’ün
eleştirmenliği büyük rol oynuyor olmalı. Ayrıca Gülsoy, Türkçeyle ilgili
meselelere Gümüş kadar değinmiyor gözüküyor. Hatta denilebilir ki Semih Gümüş’ün,
atölyedeki metinleri eleştirisinde dile dair unsurlar büyük yer turuyor. Ayrıca
Semih Gümüş’ün yıllardır dergilerde genç yazarlardan gelen öyküleri
değerlendirerek yayıncılık yapmasının da bu dolaysız eleştirel tutumunun rolü
olsa gerek. Ancak yine de Semih Gümüş, katılımcılardan birinin metni çözümlenip
eleştiriye açılırken topu diğer katılımcılara atmaktan kaçınmalı ve kendisi
daha etkin rol oynamalı diye düşünüyorum.
Semih Gümüş’ün
eleştirmenliğinden kaynaklanan özelliklerinin öne çıkması gibi Gülsoy’un da kurmaca
yazarı olma özelliğinden dolayı metin yaratmanın yollarına verdiği önem, kendi
atölyesini yürütürken öne çıkıyor. Zaten Murat Gülsoy, yazarlık kariyeri
boyunca da kurmaca bir metni yaratma yollarına, bunu yaparken zihnin nasıl
çalıştığı gibi konulara büyük önem vermiş. Gülsoy, kitabında da yer verdiği
üzere, kurmacanın unsurlarını anlatmaya büyük önem veriyor. Bu sayede sanırım
Gülsoy’un kursuna katılanların metinlerinin kurgularının ciddi biçimde ilerleme
kaydedeceğini söyleyebiliriz.
Gülsoy’un
tekniklerinin işe yaradığı kuşkusuz. Ancak tehlikeleri de yok değil. Benim
gözlemlediğim kadarıyla Gülsoy’un kursuna ve atölyesine katılanlarda bir çeşit
fotokopi yazar olma sorunu var. Tıpkı Gülsoy’unki gibi oyunsu, kurguyu, baskın
biçimde merak unsurunu öne çıkaran metinler ve dahası bir yazarın uydusuna
dönüşmüş başka yazarlar ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu, Gülsoy’un kursuna
katılanların kurmaca metin yazmayı tek bir biçimden ibaret sanarak
öğrendiklerini gösteriyor. Gülsoy’un atölyesine katılanlar bu tehlikeyi mutlaka
göz önünde bulundurmalılar.

Gelelim iki
atölyenin ücretlerinin karşılaştırılmasına. Murat Gülsoy’un atölyesi BÜMED
üyelerine 950 TL, dışarıdan katılanlara 750 TL gibi bir bedel öngörürken Semih Gümüş’ün yürüttüğü Notos Yaratıcı Yazarlık
Atölyesi 590 TL. Gerek BÜMED’de gerekse Notos’ta yürütülen atölyelerin onar
hafta sürdüğünü de unutmamalı. Ayrıca önceki yazıda yer alan “Notos Yazı
Atölyesi”nin ücreti de 450 TL. Burada hiç kuşku yok ki Semih Gümüş’ün yürüttüğü
atölye açık ara önde.
Önceki yazını
başında da belirttiğimiz gibi ülkedeki yaratıcı yazı atölyelerinden en dikkat
çeken iki tanesini incelemeye çalıştık. Burada söylemek gerek ki aslında aynı
şeyi ifade eden iki farklı anlayışa da sahiptir bu atölyeler. Semih Gümüş,
yazarlığın kati surette bir başkasından öğrenilemeyeceğini söylemekte. Gümüş’e
göre yazarlık öğrenilecekse yalnızca kitaplar öğrenilebilir; ancak bu tür
atölyeler, işin başındaki yazar adaylarının çok uzun sürede öğrenebilecekleri bazı şeyleri daha kısa sürede öğrenip zaman
kazanmalarını sağlar. Murat Gülsoy’sa aynı şeyi bir başka bakış açısından dile
getiriyor. Evet, bir yazı atölyesine giderek yazar olunmaz. Ancak edebiyat da
en nihayetinde bir sanattır ve sanat dallarına dair teknikler öğretilebilir. Sözgelimi
resimle ilgili teknikler ancak bir resim atölyesinde öğrenilir. İşte nasıl ki
bir resim atölyesine gidilerek ressam olunmuyorsa bir yazı atölyesine de
gidilerek yazar olunmaz. Bir atölyeye giderek sanatçı olunmaz ama resim
atölyesinde de yazı atölyesinde de ilgili sanatlara dair birtakım teknikler
pekâlâ öğretilebilir.
Bir dahaki yazıda
görüşmek dileğiyle...
11 yorum:
özellikle yazar olma hevesini taşıyanlar için güzel bir şekilde değerlendirmede bulunmuşsunuz. ben de imkanlar doğrultusunda atölyelere katılma taraftarıyım, fakat herhangi bir atölye çalışmasına gerek kalmadan da başarılı bir şekilde yazmak mümkün. Bu tür kursların en güzel tarafı yazarken kendinizi bulma çabanızda harcadığınız süreyi kısaltmaları sanırım. Murat Gülsoy'un Büyübozumu kitabını okudum ve ciddi şekilde istifade ettim. Semih beyin de Notos'unu takip etmeye çalışıyoruz. Umarım böyle kursların sayısı nicel ve nitel anlamda orantılı olarak artar.
Yazıyla ilgili övgünüz için teşekkürler.
Benim gözlemlediğim kadarıyla Gülsoy’un kursuna ve atölyesine katılanlarda bir çeşit fotokopi yazar olma sorunu var. Tıpkı Gülsoy’unki gibi oyunsu, kurguyu, baskın biçimde merak unsurunu öne çıkaran metinler ve dahası bir yazarın uydusuna dönüşmüş başka yazarlar ortaya çıkıyor.
Bu paragrafta aynı tarzda özgün eser veren yazarların birbirlerinin uydusu olduğu vurgulanıyor ki buradan gelmiş geçmiş tüm yazarların bir şekilde Tanpınar uydusu, King uydusu, Christie uydusu, Cartland uydusu, Beckett, Vian, Moliere, Cervantes, Proust, Voltaire, Kutsal kitap, Homeros, Ezop uydusu olduğu çıkarımını yaptım.
Aynı canlı varlıkların da beş aşağı beş yukarı bir birlerinin kopyaları oldukları gibi. Zaten DNA yapılarındaki son bilimsel gelişmeler bunu da belirtiyor. Tek bir harf farkıyla insan değil de sinek olabilirmişiz:-)
"Bütün metinler doğaları gereği, zaten üç aşağı beş yukarı aynı yapıdadır. Kurmacanın DNA'sında bir harf değiştirerek bambaşka bir sonuca ulaşabiliriz. Dolayısıyla Gülsoy'un atölyesinden çıkan metinler Tanpınar'ınkilere veya Homeros'a ne kadar benziyorsa Gülsoy'un metinlerinin de o kadar fotokopisidir." Savınız özetle bu biçimde sanırım. Ben, pek çok yazarın da yaptığı gibi edebiyat ile resim sanatları arasında bağlantı kurmayı severim. Edebiyatla ilgili çoğu kere anlaşılmayan şeyler, resimle ilgili örnekler verince daha iyi kavranır sanıyorum.
Lichtenstein'in Pop Art tablolarını gözünüzün önüne getirin. Ya da Egon Schiele'yi, Tamara de Lempicka'yı, Renoir'ı, Picasso'yu, Gauguin'i vb. Hepsi birbirinden ne kadar farklı değil mi? Sonra Egon Schiele çıkıyor ve Gustav Klimt'in üslubundan bir harfi çıkarıyor, yerine kendi harfini ekleyip bambaşka bir üslup, bambaşka bir DNA dizilimi yaratıyor.
Şimdi bir de bütün bu ressamların atölyelerini düşünün. Öğrencilerinin neredeyse hepsinin Lichtenstein gibi, Egon Schiele gibi, Picasso gibi resimler yaptıklarını, ustalarına öykünüp onlar aşamadıklarını, yalnızca kopyaladıklarını, benzer üslupla benzer şeyler ürettiklerini düşünün. Gözünüzün önünde canlandırabiliyorsunuz, değil mi? Schiele'ninkiler Schiele gibi, Picasso'nunkiler Picasso gibi yapıyorlar. Sanırım böylesi bir durumda öğrencileri ve/veya hocaları eleştirmeye hakkımız olur.
Kurmaca da buna benziyor. Evet, kurgunun sınırları dahilinde bütün metinler temelde aynı özelliklere sahip. Ama Lichtenstein'la Picasso'yu birbirinden apaçık biçimde nasıl ayırt edebiliyorsak aynı şey edebiyat metinleri için de geçerli. Gülsoy'un atölyesinde gördüğüm sorun da budur işte. Yoksa kurmaca metnin doğası gereği Tanpınar'a, Proust'a veya Cervantes'e, herhangi bir kurmaca metnin olabileceği kadar kanbağı olan, özgün yapıtlardan söz etmiyorum.
Bizim Atölyemize de bekleriz : İki yıldır Kadıköy-Koşuyolu'nda NÜKHET EREN Yaratıcı Yazarlık Atölyesi 31 Ekim'de eski, 01 Kasım'da çalışmalarına başlıyor. Tamamiyle "gönüllü" ve "ücretsiz" olan atölyemize veya diğer etkinliklerimize katılmak isteyenler için :
http://tiyatrokosuyolu.blogspot.com/
Eksik bilgi girmişim :
Çalışmalarımız 2010 yılından bu yana eğitim alan katılımcılar için 31 Ekim'de, yeni katılımcılar içinse 01 Kasım'da başlıyor.
Özürümü kabul buyurun.
merhaba, öncelikle verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim çok yararlı oldu.
ek olarak ali ural'ın yazarlık kursları konusunda ne düşünüyorsunuz öğrenebilir miyim?
Ali Ural'ın verdiği yazarlık kurslarıyla ilgili yalınkat bir bilgim var. Ama bu yalınkat bilgi çerçevesinde edindiğim ilk izlenim pek olumlu değil.
Harika bir paylaşım olmuş, emeğinize sağlık. Yazarlık Kursu İzmir
Üç aşağı beş yukarı 🤗
Tabi bir de Mario Levi var.Yazarlık Eğitimi almam için Yazarlık Okulunu mu Yazarlık kursunu mu önerirsiniz?Mario Levi mi,BÜMED mi,Notos mu ismen gidin diyebileceğiniz atölye hangisi acaba???
Yorum Gönder